Ismail Eren Yüceer, ODTÜ–Binghamton Üniversitesi Çift Diploma Programı mezunu. Baruch College'da Information Systems (Data Analytics) alanında yüksek lisansını tamamlamıştır. Barsan Global Lojistik bünyesinde 2016'dan bu yana görev yapmakta; şu an Associate Director, Global Freight pozisyonunda Northeast bölgesinin müşteri portföyü, operasyon ve satış ekiplerini yönetmektedir. Türkiye'nin Amerika'ya ihracatının yaklaşık yüzde kırkını taşıyan bu firmada uluslararası taşımacılık, gümrükleme ve depo operasyonları alanlarında uzmanlaşmıştır.
— EDİTÖRDEN
Bu söyleşi için ODTÜ–Binghamton Çift Diploma Programı mezunu, Barsan Global Lojistik'in Northeast Bölge Direktörü İsmail Eren Yüceer ile buluştuk. Ama bu yalnızca bir kariyer hikâyesi değil. Bu, spontane bir kararla başlayan, zorluklarla dolu bir yolculukta şekillenen ve on üç yılın ardından gerçek anlamda oturan bir hayat hikâyesi.
i. Her Şey Nasıl Başladı? Tesadüf ve Tereddüt!
"Bu programı nasıl keşfettin?" diye soruyorum.
"Tamamen rastlantısal oldu. Ailemle üniversite katalogunu çevirirken bulduk. Sonra
Amerika ayağının olduğunu fark ettik."
O dönemde Eren sayısal bir lise öğrencisi. Diş hekimliğini, mühendisliği düşünüyor.
Fen bilimleri ağırlıklı, sözel değil. Ama bir anda önüne çıkan bu seçenek her şeyi
değiştiriyor: ODTÜ–Binghamton Çift Diploma Programı. İki sene ODTÜ, iki sene Amerika.
"Yurt dışına gitmek istedim. O zamana kadar hayatımda ne Avrupa'ya gitmiştim ne Amerika'ya.
Benim için çok büyük bir karardı. Tercih yaptıktan sonra ne denli büyük bir değişim
içine adım atmış olduğumu farkettim"
18 yaşındaki Eren'in motivasyonu tek bir cümleye sığıyor: gitmek ve değişmek istiyorum.
Baştan belirlenmiş bir amaç ve sonu görkemli bitecek bir master planı yok. Sadece
merak ve hareket etme isteÄŸi.
Eren bir anıya dönüyor. Tercih yapılmış. Kabul gelmiş. Son ana kadar içeride bir şey
eksik. "Bileti almayı erteledim. Korku da değil tam olarak. Heyecanın verdiği bir
çekinme. Adım atacağım ve başlayacak. Yapabilecek miyim acaba diye." Bu an, her uluslararası
öğrencinin yaşadığı andır. Ebeveynlerin gözündeki o karışık bakış. Çevrenin "neden
gidiyorsun ki" soruları. Ve gencin kendi içindeki sessiz hesaplaşma.
ODTÜ'de geçen hazırlık yılını da anlatıyor. İngilizce'yi içselleştirme süreci. Günde altı saat çalışmak.
Sürekli İngilizce dizi izlemek. IELTS'i hazırlık yılında bitirmek. "İnsanlarla İngilizce
konuşacağım. Bir ülkeye gidip orada dilini öğrenmek, insanlarla o dilde konuşup hayatını
o dilin içinde yaşamak ve şekillendirmek... Bu beni çok heyecanlandırıyordu. O yüzden
çok severek yaptım."
ii. Binghamton ve Türkiye Farkı
"Binghamton'u özetlesen nasıl anlatırsın?" diye soruyorum.
Cevap beklenmedik bir yerden açılıyor:
"Harry Potter izledin mi hiç? O film okulla başlıyor, okulla kapanıyor. İkinci filmi izleyeceğim, okulla başlayacak, o insanlarla tekrar olacağım duygusuyla bekliyorsunuz. Ben Binghamton'a giderken aynen öyle hissettim. Çok büyülü bir yere gidiyormuşum gibi. 2.senemin bitiminde bir an önce tekrardan Binghamton’a dönmeyi istedim."
Bu his rastlantısal değil. Binghamton, Türkiye'deki eğitim anlayışından köklü biçimde farklı bir atmosfer sunuyor. Türkiye'de sınav var, ezber var, performans baskısı var. Binghamton'da ise deneyim var, deneme var, hata var. Fotoğrafçılık seçmeli ders olarak alınabiliyor. Acting var, yüzme var, yoga var.
"Türkiye'deki bütün o önüne serilmeyen seçmeli etkinlikler bir anda çok önemli hale geliyor. Ve sen bundan not alıyorsun. Bana şunu hatırlattı: bir şey öğrenmek sadece kitabı açıp beş gün önce çalışıp dersi geçmek değil. Her hafta bir şeye hazırlanıyorsun. Literatür var, müzik var, felsefe var. Bir öğrenme sistematiği var."
Ve en önemlisi: kimse seni aşağı çekmiyor. Pozitif reinforcement var. Dahil olmak istedikçe çevreden kabul görüyorsun, dışına itilmiyorsun. “Binghamton bana şunu öğretti: ‘Ben yapabilir miyim?’ sorusundan, ‘Herkes çalışırsa yapabilir’ anlayışına geçtim.
iii. Acting Dersi: Utanarak Sahneye Çıkmak
Bir itiraf geliyor burada. Biraz beklenmedik. Eren, ikinci sınıfta acting dersi aldığını söylüyor. Neden? Çünkü hoşlandığı kız o dersi almış.
"Gidip öyle aldım. Çok zor bir ders bu arada. Kimseye tavsiye etmiyorum."
Gülerek ekliyor ama dersin kendisine ne kattığını anlatırken sesi ciddileşiyor.
Sınıfın ortasında sandalyeler var. Her sandalyenin bir kişiliği var: mutlu, kıskanç, pesimist, optimist. Oturuyorsun, o duyguyu alıyorsun, doğaçlama yapıyorsun. Bir dakika sonra başka sandalyeye geçiyorsun, başka bir duyguyu yaşıyorsun.
Eren'in o dönemde İngilizcesi henüz çok iyi değil. Ama sahnede olmak zorunda.
"Her derse gittim, utançla gidiyordum. Bugün de aptal bir şeyler yapacağım, insanlar gülecek, konuşamam falan diye. Ama zorladıkça kendimi, insanların gülmediğini gördüm. Benim denediğimi, uluslararası öğrenci olarak bir şeyleri denediğimi görüp pozitif karşıladıklarını fark ettim. Ve sonunda yaptığım şeyi başarılı buluyorlardı."
O ders ona bir şey öğretti: kendini aptal yerine koymaktan korkmamak. Bu, belki de tüm hikâyenin özeti. Bir kız yüzünden girilen acting dersi, hayatın geri kalanı için en önemli dersi veriyor.
"Kızla çıkamamak ve B-'nin karşılığında, kendini yendiğini hissetmek. Hiçbir yerden satın alamayacağın bir kazanım."
iv. Mezuniyet ve Sonrası: Asıl Zorluk Şimdi Başlıyor! (Baruch, H1B, Master)
Binghamton, Baruch College'da MS Information Systems (Data Analytics Concentration), ardından Barsan Global Lojistik. Kâğıt üzerinde net bir çizgi. Ama gerçek farklı.
"Asıl zorluk mezuniyetten sonra başlıyor. En hepimiz için en büyük challenge olan vize konusu, iş bulma konusu başlıyor. Amerika gerçekliğiyle yüzleştiğiniz yer burası." OPT. Bir sene çalışma hakkı. H1B başvurusu. Kota. Çekiliş. Ve undergrad mezunları için çekilişten çıkma olasılığının düşüklüğü. Eren bu süreci nasıl yönettiğini anlatırken bir formül ortaya çıkıyor: mail atmak yetmez, görünür olmak gerekiyor.
"Mezun olmadan beş altı ay önce internet üzerinden Amerika'daki Türk firmalarını araştırmaya başladım. Hepsine mail attım. Ama kimsenin o kadar maili okumadığını farkediyorsun. Barsan'a mail attım, dönmedi. Sonra ziyarete gittim. İlk gittiğimde açık olmadığını söylediler. Ama sonra açık oldu, görüşmeye çağırdılar ve öyle işe alındım."
New York'un kuralı bu: ısrar etmeyeni şehir yutar.
H1B çekilişinden sonuç alamayınca Baruch College'da master başvurusu yapıyor. Hem okumak istiyor hem de bu yolla CPT alarak Barsan'daki çalışmasına devam edebiliyor. Master'da Information Systems okuyor, Data Analytics konsantrasyonu seçiyor. 2017–2018 yılları arasında tamamladığı master sonrasında H1B süreci yeniden başlıyor. Master mezunları için kota şartları daha avantajlı. Bu kez çekiliş işe yarıyor.Barsan'daki yolculuk 2016'da Logistics Operations Specialist olarak başlıyor. 2019'da Global Logistics Manager'a yükseliyor. 2024'te ise Associate Director, Global Freight pozisyonuna geçiyor. Neredeyse on yıldır aynı firma, büyüyen bir sorumluluk alanı: Northeast müşteri portföyü, lojistik depolar, satış ekipleri. "Türkiye'nin Amerika'ya ihracatının yüzde kırkını neredeyse yöneten bir firma Barsan. Türk distribütörlerinin ve Türkiye'den gelen çeşitli ürünlerin importını, gümrüklemesini, depo ağlarına dağıtımını ve nihai tüketiciye teslimatını yönetiyoruz." şeklinde özetliyor.
